Cumhurbaşkanı Erdoğan, Necip Fazıl Ödülleri töreninde konuştu: (2)

"Türkiye'nin hem uluslararası ilişkilerde hem ekonomide 'Dünya beşten büyüktür' şiarıyla yürüttüğü mücadele de sömürü ve zulüm üzerine inşa edilen bu düzenin değişmesi içindir. Çünkü biz insanı, insanın kurdu olarak değil şifası olarak görüyoruz. Çünkü insan eşrefi mahlukattır, yaratılmışların en şereflisidir. Yaratılmışların en şereflisi olan insanı değersizleştiren her türlü yaklaşımı reddediyoruz" "Bu ödüller kendileri dışında hiç kimseye var olma hakkı tanımayan, fikir ve sanat dünyamızın zorbalarına karşı açılmış bir bayraktır. İlim ve fikir yoksunu bu zorbaların ilk günden itibaren Üstat Necip Fazıl'ı ve Necip Fazıl Ödülleri'ni dillerine dolamalarının sebebi işte budur. Necip Fazıl Ödülleri ile bu zorbaların konforu bozulmuş, yıllardır 'al gülüm ver gülüm' işlettikleri tezgahları dağılmıştır" "(Necip Fazıl Kısakürek) O, doğuyu da batıyı da medeniyet kökleriyle birlikte bilen, yorumlayan bir entelektüel olarak hiçbir zaman fildişi kulesine çekilmedi. Bilakis, gerçek bir aksiyon adamında olması gereken samimiyeti, sahiciliği ve cesaretiyle davası için çalıştı, ter döktü, gerektiğinde bedel ödedi"

26 Aralık 2021 - 22:45
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin hem uluslararası ilişkilerde hem ekonomide "Dünya beşten büyüktür" şiarıyla yürüttüğü mücadelenin sömürü ve zulüm üzerine inşa edilen bu düzenin değişmesi için olduğunu belirterek, "Çünkü biz insanı, insanın kurdu olarak değil şifası olarak görüyoruz. Çünkü insan eşrefi mahlukattır, yaratılmışların en şereflisidir. Yaratılmışların en şereflisi olan insanı değersizleştiren her türlü yaklaşımı reddediyoruz." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Atatürk Kültür Merkezinde 8'incisi düzenlenen Necip Fazıl Ödülleri töreninde yaptığı konuşmada, bu ödüllerin asıl vasfının, kültür ve sanat hayatını esir alan, klan dayanışmasının ve ideolojik vesayet zincirlerinin parçalaması olduğunu belirtti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu ödüller kendileri dışında hiç kimseye var olma hakkı tanımayan, fikir ve sanat dünyamızın zorbalarına karşı açılmış bir bayraktır. İlim ve fikir yoksunu bu zorbaların ilk günden itibaren Üstat Necip Fazıl'ı ve Necip Fazıl Ödülleri'ni dillerine dolamalarının sebebi işte budur. Necip Fazıl Ödülleri ile bu zorbaların konforu bozulmuş, yıllardır 'al gülüm ver gülüm' işlettikleri tezgahları dağılmıştır." diye konuştu.

Sadece Atatürk Kültür Merkezi'nin inşaat sürecinde sergilenen rezilliklerin, bu zihniyetin gerçek yüzünün millet tarafından görülmesini sağladığını dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

"Necip Fazıl Ödülleri, uzun süredir hasretini çektiğimiz Türkiye merkezli düşünme sürecine de önemli katkılar yapmaktadır. Özellikle genç yeteneklerimizin üretkenliğinin artmasında bu ödüllerin çok önemli payı vardır. Ödüllerimizin gelişim yolculuğunu, gençlerimizi daha fazla sürece dahil eden kuşatıcı bir anlayışla sürdürmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu hassasiyetle hareket edildiğinde Necip Fazıl Ödülleri'nin ülkemizde yeni üstatların neşvünema bulmasına katkı sağlayacağına inanıyorum."

Erdoğan, Türkiye'nin ilim, kültür ve sanat hayatına katkı sağlayan herkesin, bu ülkeye büyük bir hizmette bulunduğunu ifade ederek, bu hizmetlerin tanınması, bilinmesi, bu hizmetlerden daha fazla istifade edilmesi için gayret gösterdiklerini vurguladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2014 yılından beri takdim ettikleri Necip Fazıl Ödülleri'ne ilim, sanat ve kültür erbabına yönelik ahde vefanın tescili olarak baktıklarını belirterek, her yıl titiz bir çalışmayla kültür ve edebiyat dünyasının mümtaz isimlerini tespit eden ödül jürisine teşekkür etti.

Ödül jürisindeki hocaların, bu yıl da farklı dillerde 7 kıymetli ismi listeye aldıklarını aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:

"Listemizin ilk sırasında şiir ödülü yer alıyor. 2021 Necip Fazıl Şiir Ödülü'nü - az önce de kendisiyle müşerref olduk- Mustafa Aydoğan'a takdim ediyoruz. Dingin, sade ve sabırlı üslubuyla okuyucularının gönlünü çelen Mustafa Aydoğan, lirik şiir geleneğimizin günümüzdeki en içten örneklerine imza atıyor. Eğer yanlış okursam af ola. 'Boşluğa söylerim ben sözümü. Hava yutar onu. Kuşlar geçer ötesinden, berisinden. Yılan sezer, akrep duyar, kurt bilir. İnsan her şeyin az öncesidir.' İşte bunun gibi mısralarla kalp tellerimizi titreten Mustafa Aydoğan kardeşimizi tebrik ediyorum. Hikaye ve roman alanında ise 'Asla Pes Etme', 'Hatırlı Yara', 'Kar Makamı' gibi eserleri edebiyat dünyamıza kazandıran, az önce kendileriyle müşerref olduğumuz Mukadder Gemici'yi görüyoruz. Mukadder Gemici, eserlerinde bu toprakların hallerini, hasletlerini, hatıralarını hikaye ediyor. Onları okurken kimi zaman maziye kanat çırpıyor, kimi zaman uzak kasabalardan birine uğruyorsunuz. Fakat kişileri ve mekanları tasvir ederken, o kadar sahih ifadeler kullanıyor ki okuduğunuzun bir kurgu olduğunu unutuveriyorsunuz. Her bir hikayesiyle okuyucusunu farklı iklimlere taşıyan Mukadder Gemici Hanımefendi'yi de canı gönülden tebrik ediyorum."

- "İnsanlık son 2 asırda büyük bir dönüşüm yaşadı"

Değişimin hayatın gerçeği olduğunu ancak değişim ile yozlaşma arasında keskin bir fark olduğunu dile getiren Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

"İnsanlık son 2 asırda kadim değerlerinin örselendiği büyük bir dönüşüm, bir yönüyle dejenerasyon yaşadı. Modernleşmeyle beraber insanın kendi fıtratına, çevresine, hayatı paylaştığı diğer mahlukata yönelik bakış açısı da değişti. 'İnsanı, insanın kurdu' olarak gören hastalıklı yaklaşım altta kalanın canının çıktığı sadece güçlünün ayakta kaldığı bir sistem inşa etti. Afrikalılar başta olmak üzere modern batının dışında kalanlar, bu zihniyetin mensupları tarafından ezildi, hor görüldü, sömürgeleştirildi. Beyaz adam, vahşi toplumlara sözde medeniyet götürme iddiasıyla insanlık tarihinin en büyük katliamlarına soykırımlarına imza attı. Namibya'dan Kongo'ya, Cezayir'den Vietnam'a, Ruanda'dan Bosna Hersek'e kadar pek çok yerde tarihin en vahşi cinayetleri işlendi. Kimi zaman farklı etnik gruplar, kimi zaman farklı dili konuşanlar, kimi zaman da farklı inanca mensup olanlar bu zihniyetin kurbanı oldu. Son 2 asırda yaşadığımız birçok sorunun gerisinde, insanı fıtratından kopararak metalaştıran işte bu mağrur, bu mütekebbir anlayış bulunuyor."

Sadece güçlünün hayat hakkını kutsayan bu yaklaşımın, biçim ve söylem değiştirerek bugün de varlığını sürdürdüğüne işaret eden Erdoğan, "Daha birkaç yıl öncesine kadar Arakan'da şahit olduklarımızı hatırlayın. Akdeniz'de mülteci botlarına yapılan saldırıları hatırlayın. Avrupa sınırına dayanan Suriyeli sığınmacılara yönelik ırkçı eylemler, Müslümanlara ve yabancılara karşı hayata geçirilen faşist düzenlemeler, göç ettikleri Avrupa başkentlerinde kaybolan masum çocuklar, bir avuç zenginin refahı uğrunda köle gibi çalıştırılan emekçiler... İnsanı metalaştıran işte bu zihniyetin günümüzdeki yansımalarından sadece birkaçıdır." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Türkiye'nin hem uluslararası ilişkilerde hem ekonomide 'Dünya beşten büyüktür' şiarıyla yürüttüğü mücadele de sömürü ve zulüm üzerine inşa edilen bu düzenin değişmesi içindir. Çünkü biz insanı, insanın kurdu olarak değil şifası olarak görüyoruz. Çünkü insan eşrefi mahlukattır, yaratılmışların en şereflisidir. Yaratılmışların en şereflisi olan insanı değersizleştiren her türlü yaklaşımı reddediyoruz. Çağları aşan mesajlarıyla İslam medeniyetinin modern insanın içinde bulunduğu buhranlara kurtuluş reçetesi sunduğuna inanıyoruz. İlim, hikmet, ahlak ve adalet temelleri üzerine kurulan İslam medeniyeti, dünyayı güzelleştirmeyi ve bütün mahlukat için daha yaşanılabilir hale getirmeyi gaye ediniyor."

Araştırmacı yazar Tahsin Görgün'ün "insanlığın kadim birikimini" işleyen eserlerinin doğunun ışığını bugüne taşıdığını dile getiren Erdoğan, "İslam düşüncesindeki kıymetli eserleriyle fikir dünyasını zenginleştiren Tahsin Görgün hocamızı tebrik ediyor ve bu yılki Fikir Araştırma Ödülü'nü kendilerine takdim ediyoruz. Tahsin hocamızdan tıpkı merhum Üstat gibi batıdan esen sert rüzgarlara karşı doğunun ruhunu harekete geçirecek yeni çalışmalar bekliyoruz." dedi.

- "Davası için çalıştı, ter döktü, gerektiğinde bedel ödedi"

Necip Fazıl Kıskürek'in, hayatının hiçbir safhasında kendini sadece bir düşünür olarak görmediğini, fikirle eylemi bir araya getirerek hep düşüncesinin kavgasını verdiğini dile getiren Erdoğan, şunları ifade etti:

"Necip Fazıl, dili kesilmiş, kültür birikimi söndürülmüş, eğitim imkanı elinden alınmış Anadolu insanının eksik olan neyi varsa oraya koşturmuştur. Tiyatro ihtiyacı mı doğmuş, Üstat bunu hemen kendi görevi bilmiş. Piyes, tiyatro eseri yazmıştır. Siyer-i Nebi'ye mi gerek duyulmuş? Üstat oturmuş, onu kaleme almıştır. Tarihi şahsiyetleri savunma ihtiyacı mı dolmuş? Üstat çalışmış, emek vermiş, linç edilme pahasına bir tarihçi titizliğiyle kitap yazmıştır. Dergi çıkarmak gerekiyorsa elini taşın altına koymuş, konferans vermek gerekiyorsa İstanbul'dan başlamış, Anadolu'nun yollarına revan olmuştur. Zaman zaman bana da spikerliğini yapmak nasip olmuştur. İstanbul'da, Ankara'da, Anadolu'da vesaire... Fikir ve yazı hayatının her alanında özgün, nitelikli ve adeta coşkun bir ırmak gibi akan eserler vermiştir. İşte Çile'de, Reis Bey'de, Tohum'da, Ulu Hakan'da, Çöle İnen Nur'da, Büyük Doğu'da, İdeolocya Örgüsü'nde, Sahte Kahramanlar'da, İman ve İslam Atlası'nda ve daha nice eserinde hep bu mücadelenin, bu mesuliyet duygusunun derin izleri vardır. O, doğuyu da batıyı da medeniyet kökleriyle birlikte bilen, yorumlayan bir entelektüel olarak hiçbir zaman fildişi kulesine çekilmedi. Bilakis, gerçek bir aksiyon adamında olması gereken samimiyeti, sahiciliği ve cesaretiyle davası için çalıştı, ter döktü, gerektiğinde bedel ödedi."

(Sürecek)